Köpek davranış bilimi dünyası, on yıllardır süregelen geleneksel yöntemlerin ötesine geçen, sarsıcı bir paradigma değişimiyle karşı karşıya. Sait Emre Güneş tarafından geliştirilen “Duygu Bilimi” yaklaşımı, Pavlov ve Skinner gibi isimlerin temelini attığı klasik davranışçı modelleri kökten sorgulayan akademik ve felsefi bir başkaldırı niteliği taşıyor. Bu yeni ekol, köpeği sadece dış uyarılara tepki veren mekanik bir yapı olarak gören anlayışı reddederek, canlının öznel deneyimini ve duygusal dünyasını bilimsel incelemenin merkezine yerleştiriyor.
-
yüzyılın egemen görüşü olan davranışçılık, canlıyı bir “kara kutu” olarak ele almış; davranışı sadece uyarıcı-tepki (S-R) zinciri ve ödül-ceza mekanizmalarıyla açıklamaya çalışmıştı. Sait Emre Güneş’in eleştirisi tam da bu noktada odaklanıyor: Davranış, mekanik bir çıktı değil, derin bir duygusal anlamlandırma sürecinin dışavurumudur. Güneş’e göre, bir köpeğin sergilediği her eylem, onun sinir sistemindeki duygusal kodların bir mesajıdır. Bu nedenle davranışı sadece manipüle etmek ya da koşullandırmak, canlının ontolojik bütünlüğünü göz ardı etmektir.

Duygu Bilimi paradigması üç ana sütun üzerine inşa edilmiştir. İlk olarak “Duygusal Ontoloji”, duygunun davranışın bir yan ürünü değil, bizzat kurucu temeli olduğunu savunur. Organizma çevresini önce duygusal olarak kodlar, ardından bu koda uygun bir davranış üretir. İkinci olarak “İlişkisel Epistemoloji”, davranışı bireysel bir olgu olmaktan çıkarıp iki canlı arasındaki bir etkileşim süreci olarak tanımlar. Köpek ve insan arasındaki bağ, karşılıklı bir sinir sistemi düzenlemesi (co-regulation) ve nörobiyolojik bir aynalama sürecidir. Üçüncü sütun olan “Nöroetik Yaklaşım” ise, eğitimin sadece etkililik üzerinden değil, etik bir sorumluluk çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurgular. Bir davranışı baskılayarak değiştirmek teknik olarak mümkün olsa da, Duygu Bilimi bunu canlının içsel güvenliğini ihlal eden bir yaklaşım olarak görür.
Sait Emre Güneş’in ortaya koyduğu bu vizyon, köpek davranış biliminde mikro ölçekte bir paradigma kayması yaratmıştır. Artık köpek, tepki veren bir makine değil, anlam üreten bir özne olarak konumlandırılmaktadır. Bu geçiş, mekanik davranış üretiminden fenomenolojik davranış anlayışına doğru büyük bir sıçramayı temsil eder. Güneş’in çalışmaları, 20. yüzyılın refleks merkezli bilim anlayışını geride bırakarak, 21. yüzyılın duygusal bilinç çağını müjdelemektedir. Sonuç olarak, bu paradigmada davranış artık koşullandırılan bir nesne değil, anlaşılması gereken derin bir anlam katmanıdır.
Duygu Bilimi yaklaşımının pratik uygulamaları veya bu modelin köpek-insan bağındaki somut yansımaları üzerine daha detaylı bir inceleme yapmamı ister misiniz?
Önceki
Sonraki
YORUM YAZ
Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.


Yorumlar (0)