İnsanlar çoğu zaman bir ilişkinin bittiği anı boşanma kararıyla ya da ayrılık konuşmasıyla özdeşleştirir. Oysa bir ilişkinin gerçek sonu çoğu zaman çok daha önce başlar. Aynı evin içinde yaşayan iki insanın birbirine yabancılaşması, sohbetlerin azalması, ilginin ve paylaşımın giderek kaybolması, sevginin sessizce tükenmesine neden olur. İlişkiler bir anda yıkılmaz; ihmal edildikçe, küçük ama önemli duygusal bağlar zayıfladıkça yavaş yavaş çözülür.
Günümüzde birçok kişi mutlu bir ilişkinin sırrını doğru insanı bulmakta arıyor. Ancak sağlıklı ve uzun ömürlü bir birlikteliğin temelinde yalnızca doğru kişiyi bulmak değil, birlikte doğru ilişkiyi kurabilmek yatıyor. Sevgi; emek, ilgi, anlayış ve fedakârlık gerektirir. Bir ilişki, her iki tarafın da birbirini her gün yeniden seçmesiyle güçlenir. İnsan kendisini dinleyen, anlayan ve değer veren bir kalbin yanında huzur bulur. Tam tersine, ihmal edilen duygular zamanla sessizce solar ve bir zamanlar mutluluğun hâkim olduğu ortamlar, fark edilmeden yalnızlığa dönüşebilir.
Teknolojinin hayatımızın merkezine yerleştiği çağımızda insanlara ulaşmak her zamankinden daha kolay olsa da birbirimizi anlamak giderek zorlaşıyor. Saatlerimizi telefon ekranlarına ayırırken, yanımızdaki insanın gözlerine bakmayı, onu gerçekten dinlemeyi ihmal ediyoruz. Mesajlaşıyoruz ancak dertleşmiyoruz; fotoğraf paylaşıyoruz fakat birlikte anı biriktirmiyoruz.

Aynı masada otursak bile çoğu zaman farklı dünyalarda yaşıyoruz. İşte ilişkileri yıpratan en önemli nedenlerden biri de bu iletişim kopukluğudur.
Bir ilişkiyi bitiren şey her zaman büyük kavgalar, öfke ya da fikir ayrılıkları değildir. Çoğu zaman asıl yıkıcı olan, kişinin kendisini önemsenmemiş hissetmesidir. Zamanında söylenmeyen bir teşekkür, ertelenen bir özür, unutulan bir sarılma ya da hiç kurulmamış “Seni anlıyorum” cümlesi, yıllar içinde sevginin yavaş yavaş tükenmesine neden olabilir.
Sağlam ilişkiler, hiç tartışmayan insanların değil; kırıldıklarında yeniden konuşabilen, birbirine yürümeyi bilen insanların kurduğu ilişkilerdir. Sevgi kusursuz olmak anlamına gelmez. Asıl önemli olan, eksikleri birlikte tamamlayabilmek, birbirini değiştirmeye çalışmak yerine anlamaya çalışmak ve haklı olmaktan çok mutlu olmayı tercih edebilmektir.
Bu nedenle herkesin zaman zaman kendisine şu soruları sorması gerekir: Sevdiğimiz insanı en son ne zaman gerçekten dinledik? Gözlerinin içine bakarak en son ne zaman “İyi ki varsın” dedik? Sevgimizi en son ne zaman sadece hissetmekle kalmayıp karşımızdakine hissettirebildik?
Aşk büyük sürprizlerle değil; birlikte içilen bir fincan çayla, yorgun bir omza dokunan sıcak bir elle, içten edilen bir teşekkürle, samimi bir özürle ve tüm zorluklara rağmen el ele kalabilme cesaretiyle yaşamaya devam eder. Çünkü aşkın en büyük düşmanı nefret değil, ihmaldir. İhmal önce sevgiyi sessizleştirir, ardından kalpleri birbirinden uzaklaştırır ve geriye çoğu zaman yalnızca pişmanlık bırakır.
Sevgiye sahip olmak tek başına yeterli değildir. Önemli olan, onu her gün emek vererek yaşatabilmektir.
Sosyolog Orkun Demiral
Yorumlar (0)